Cusco Gezi Rehberi: İnka’nın Altın Duvarları ve İspanyol’un Kanlı Tarihi
Peru gezimizin şüphesiz en etkileyici durağı, bir zamanlar “Dünyanın Göbeği” olarak anılan Cusco oldu. Burası sadece bir şehir değil; 1200’lü yıllarda kurulan, Arjantin’den Kolombiya’ya kadar uzanan 4000 kilometrelik devasa İnka İmparatorluğu’nun (Tawantinsuyu) başkenti.
Ancak sokaklarında yürürken hissettiğiniz duygu sadece hayranlık değil, aynı zamanda hüzün. Çünkü Cusco, bir medeniyetin nasıl yok edildiğini ve yeni bir medeniyetin kelimenin tam anlamıyla “onun üzerine” nasıl inşa edildiğini gösteren canlı bir müze.
İşte Cansel’in araştırmaları, Furkan Göçet ile meydan sohbetimiz ve San Pedro pazarındaki ilginç keşiflerimizle detaylı Cusco rehberi.
1. Mimari Tezatlık: Altı İnka, Üstü İspanyol
Şehri gezerken fark edeceğiniz ilk ve en çarpıcı detay, binaların mimari yapısındaki tuhaflık olacaktır. Binaların temel kısımları kusursuz, pürüzsüz İnka taşlarından oluşurken, üst kısımları sıradan İspanyol mimarisiyle (beyaz badanalı, ahşap balkonlu) devam ediyor,.
Neden Yıkılmıyorlar? (İnka Mühendisliğinin Sırrı)
Cusco, tarih boyunca çok şiddetli depremler geçirmiş. 1600’lerdeki büyük depremde İspanyolların yaptığı katedraller ve evler yerle bir olurken, alttaki İnka duvarlarına hiçbir şey olmamış. İspanyollar sonunda pes edip, kendi binalarını bu sağlam İnka temelleri üzerine kurmak zorunda kalmışlar.
• Eğimli Duvarlar: İnkalar duvarları içe doğru hafif eğimli yapmışlar. Bu sayede yapı ağırlığı merkeze toplanıyor ve devrilmesi engelleniyor.
• Kilitli Taşlar: Harç kullanmamışlar. Taşları birbirine “Lego” gibi kilitlemişler. Arasına kağıt bile girmiyor. Deprem anında taşlar yerinde oynuyor (dans ediyor) ve sarsıntı bitince tekrar yerine oturuyor.
• Taşları Nasıl Kestiler?: Cansel’in araştırmasına göre, bu sert granit taşları şekillendirmek için “hematit” adı verilen daha sert taşlar kullanmışlar. Ayrıca taşı ısıtıp aniden su dökerek çatlatma (termal şok) yöntemini de kullandıkları düşünülüyor.

2. Qorikancha (Güneş Tapınağı): Eritilen Altınlar
Cusco’daki en hüzünlü yapı burası olabilir. İnkalar için en kutsal yer olan Güneş Tapınağı (Qorikancha). Rehberimizin anlattığına göre, bu duvarlar eskiden tamamen altın plakalarla kaplıymış.
İspanyollar şehri işgal ettiğinde, buradaki tüm altınları söküp eritmiş ve İspanya’ya götürmüşler (yaklaşık 600 ton altın olduğu söyleniyor). Tapınağı yıkarak tam üzerine Santo Domingo Kilisesi‘ni inşa etmişler. Bugün kilisenin içinde hala o muazzam İnka duvarlarını ve su kanallarını görebiliyorsunuz.

3. Plaza de Armas ve Atahualpa’nın Hazin Sonu
Şehrin kalbi olan Plaza de Armas meydanında durduğunuzda, aslında İnka saraylarının üzerinde duruyorsunuz. Meydanın etrafındaki o görkemli katedral ve binaların hepsi, İspanyolların yıktığı sarayların taşlarıyla yapılmış,.
Atahualpa’nın Hikayesi: Meydanda tarihi dinlerken tüylerimiz diken diken oldu. İspanyol fatih Pizarro, İnka İmparatoru Atahualpa’yı görüşmek için çağırdığında, ona bir İncil uzatıp Hristiyan olmasını istiyor. Atahualpa, kitabı kulağına götürüp “Bu kitap konuşmuyor” diyerek yere atınca, İspanyollar bunu savaş sebebi sayıp büyük bir katliam yapıyor,.
Atahualpa, serbest kalmak için Pizarro’ya bir oda dolusu altın teklif ediyor. Altınlar getiriliyor, eritiliyor ama İspanyollar sözlerini tutmuyor. Atahualpa’yı “yakarak” öldürmekle tehdit ediyorlar. İnka inancına göre bedeni yanarsa ruhu yok olacağı için Atahualpa korkuyor. Son anda vaftiz edilip Hristiyan olmayı kabul edince, “lütfedip” yakmak yerine boğarak öldürüyorlar. İşte bastığınız bu taşların altında böyle kanlı bir tarih yatıyor.
4. Bir İlham Hikayesi: Furkan Göçet ile Meydan Sohbeti
Plaza de Armas’ta gezerken, dünyayı gezen 18 yaşındaki Türk gezgin Furkan Göçet ile karşılaştık. Kendisi 4 yıldır bileklik satarak dünyayı geziyor.
Furkan ile yaptığımız röportajda bize Latin Amerika’da seyyar satıcılığın zorluklarını anlattı. Asya’da turistlere satış yapmak kolayken, burada zabıtalar ve halkın tutumu nedeniyle çok zorlandığını söyledi,. İspanyolcayı yolda, Meksikalı bir ailenin yanında kalarak ve insanlarla konuşmaktan korkmayarak öğrenmiş. Onun bu cesareti ve 22 yaşında 4 kıtayı gezmiş olması, “imkansız” diyen herkese en güzel cevaptı.
Birlikte gittiğimiz Chinchero pazarında İnka döneminden kalma bir geleneğin hala yaşadığını gördük: Takas (Değiş-Tokuş) Usulü. Pazarda para yerine ürünler konuşuyordu. Yerel halk Furkan’ın bilekliklerine bayıldı. Kadınlar hemen etrafını sardı ve “Senin neyin var?” diye sormaya başladılar.
Bir anda pazarın ortasında küçük bir ticaret çemberi oluştu. Furkan bilekliklerini verdi, karşılığında meyveler, yerel ürünler aldı. Kapitalizmin hüküm sürdüğü bir dünyada, paranın geçmediği, sadece ihtiyacın ve paylaşımın olduğu bu anlara şahitlik etmek büyüleyiciydi

5. İnti Raymi Festivali: Güneşe Tapınış
Cusco’ya geliş tarihimizi özellikle 24 Haziran’a denk getirmemizin sebebi İnti Raymi (Güneş Festivali) idi. Bu, İnkaların Güneş Tanrısı İnti’ye adadığı, kış gündönümünü kutladıkları devasa bir tören. Ancak dürüst olmak gerekirse, kalabalık beklentimizin çok üzerindeydi. Plaza de Armas o kadar doluydu ki töreni doğru düzgün göremedik bile. Yine de o atmosferi solumak, yerel halkın geleneklerine ne kadar sahip çıktığını görmek etkileyiciydi.
6. San Pedro Pazarı: Kokular, Tatlar ve Batıl İnançlar
Turistik Cusco’dan çıkıp gerçek halkın arasına karışmak için San Pedro Pazarı’na gittik. Burası tam bir renk ve koku cümbüşü.
• Et Reyonu Şoku: Pazara girdiğimizde ağır bir kokuyla karşılaştık. Etler, tavuklar, sakatatlar açıkta, tezgahların üzerinde, sineklerin arasında satılıyor. Hijyen standartları bizim bildiğimizden çok uzak, midemiz epey zorlandı,.
• Şans Getiren Kemik (Cuy): Pazarın yemek bölümünde Peru’nun meşhur yemeği Cuy (Gine Domuzu) ile karşılaştık. Yerel inanışa göre, bu hayvanı yerken kulağının içindeki minik kemiği bulursanız şans, bulamazsanız uğursuzluk getiriyor.
• Baykuş Uğursuzluğu: Pazarda gördüğümüz baykuş figürlü hediyeliklerin aslında “kötü şans” getirdiğini öğrendik. Bizim kültürümüzde bilgelik sembolü olan baykuş, burada ölüm ve uğursuzluk habercisiymiş.
• Egzotik Meyveler: Kokulara rağmen meyve reyonu harikaydı. Burada Granadilla (sümüksü ama çok tatlı), Pacay (pamuk gibi içi olan fasulye), Lucuma (haşlanmış patates/balkabağı tadında) ve Pepino (kavun-elma karışımı) gibi meyveleri denedik ve bayıldık,.
7. Cusco Sokak Lezzetleri
Cusco sokaklarında aç kalmanız imkansız.
• Papa Rellena: İçi kıyma, soğan, zeytin ve yumurta dolu kızarmış patates topları. Yanında salatayla veriliyor ve çok ucuz,.Tavuk ve Patates: Neredeyse her köşe başında bulabileceğiniz, yanında salatasıyla gelen ve oldukça ucuz bir kurtarıcı.
• Chicha Morada: Siyah mısırdan yapılan, tarçın ve karanfilli, soğuk içilen milli içecekleri. Yemeğin yanında kola yerine bunu içmek artık alışkanlığımız oldu
• Rocoto Relleno: Benzer bir konseptin biber dolması versiyonu.
• Sokak Trileçesi (Tres Leches): 15 yıldır aynı köşede satan bir teyzeden yediğimiz trileçe, iddia ediyorum lüks pastanelerden daha güzeldi.
Son Not: Cusco, 3400 metre rakımıyla sizi nefessiz bırakabilir ama tarihi, acıları ve yaşayan kültürüyle kesinlikle Güney Amerika’nın en özel şehri. Meydanda oturup, İspanyol balkonlarının altındaki o kusursuz İnka duvarlarına dokunduğunuzda, tarihin ağırlığını hissedeceksiniz.


